Film Festivalinin ardından

Magazin

1 Mayıs 2019 Çarşamba 14:30

30. Ankara Uluslararası Film Festivalinde 18-28 Nisan tarihleri arasında 14 bölümde 135 film yönetmen ve oyuncuların katılımıyla sinemaseverlerle buluştu.

Melike BOSTAN

ANKARA (Anayurt)- 30. Ankara Uluslararası Film Festivalin 18 – 28 Nisan tarihleri arasında 14 bölümde 135 film yönetmen ve oyuncuların katılımıyla sinemaseverlerle buluştu.

SEREN YÜCE: “FİLMLERİN YAPAY OLMA HALİNE KARŞI BENDE BİR TEPKİ DOĞDU”

Ulusal Kısa Film Yarışması  Seçici Kurulundan yönetmen Seren Yüce, Sekans Sinema Kültür Dergisinden Tutku Mavi Erkılıç’a konuştu. Yüce filmlerinde yapay olma haline tepki doğduğunu belirterek, “Ve biraz daha gerçekçi bir dünya tasvir etme ihtiyacıyla, olmasını istediğimiz gibi değil de hayatta yaşandığı gibi anlamak, görmek ve anlatmak ihtiyacından dolayı biraz daha gerçekçi olmaya çalışan bir sinema kendiliğinden gelişmiş oldu. Biraz da tabi ki etkilendiğim filmlerin niteliğinden dolayı ve çalışmış olduğum yönetmenlerin sinemaya bakış açısından dolayı gerçekçi sinemaya doğru yöneldim” dedi.

NAZLI ERAY: “SANAT ÇINARI ÖDÜLÜ’NÜN ANLAMI BENİM İÇİN ÇOK BÜYÜK

30. Ankara Uluslararası Film Festivali ‘Sanat Çınarı Ödülü’ kazanan yazar Nazlı Eray BirGün gazetesinden Öykü Özfırat’a konuştu. Sanat çınarı ödülü almasının anlamının büyük olduğunu vurgulayan Eray, “Ankara’yı yazdığım, Ankara’yı tanıttığım, Ankaralı bir yazar olduğum için, Ankara’da yaşadığım ve satırlarımda Ankara’yı dile getirdiğim için bana verilmiş bir ödül olduğu için bu şehirle daha da bir bütünleştim. Bu bana Ankara’nın aslında bir armağanı. İstanbul’u çok seviyorum. İstanbulluyum. Ailem İstanbul’da. Fakat Ankara’da yaşamayı seçtim. Çok genç yaşta Ankara’ya geldim bir gece treniyle. Tuhaf bir öyküm var. Bir hafta için geldiğim Ankara’da 40 yıl kaldım. Bütün hayatımdaki olaylar Ankara’da oldu. Güzel olaylar, değişik olaylar, beni buraya bağlayan olaylar. Onun için bu kara kuru kent beni kendine kelepçeledi, hapsetti. Tutkulu bir kız kurusu gibi beni bırakmaz, kollarını boynuma dolar derim. Ben hep İstanbul’a kaçarım. İzmir’e, Mardin’e, New York’a kaçarım. Ama tekrar benim hangarım, dönüş yerim Ankara’dır. Bu bozkırın bana verdiği en güzel şey bir demli çay, bir simit o bozkırın görünüşü, sonsuz Ankara’nın o Hüseyin Gazi tepeleri ve dünya kadar güzel insan” dedi.

MEHMET AKİF BÜYÜKATALAY: “SANATA KARŞI HEP İLGİM VARDI”

Geçen şubat ayında Berlin Film Festivali’nde En İyi İlk Film ödülünü kazanan ve 30. Ankara Uluslararası Film Festivalinde gösterilen Oray    filminin yönetmeni Mehmet Akif Büyükatalay, BirGün gazetesinden Öykü Özfırat’a konuştu. Sanata karşı küçüklüğünden beri ilgisi olduğunu dile getiren Büyükatalay, “Sanatla   ilgileniyordum ama bilinçli şekilde hiçbir zaman ilgilenmedim. Çanak antenin gelmesi, çift kanal onunla birlikte de Yeşilçam… Oradan sinemayı keşfettim. İşçi sınıfına aittim. O dünyada doğup büyüyen biri için sanat okumak fikri bile uzaktı. O bile aklına gelmiyor. Sonra okulu terk ettim. Yarım sene okula gitmedim. Almanların olduğu bir okuldu dışlanma, ırkçılık vardı. Sonra bir akşam okuluna gittim. Orada bir Almanca öğretmenim vardı benim yazdığım şeyleri beğenip bir tiyatro kursuna gönderdi. Sonra bir kısa yarışma oldu, çektim kazandım. Simpsons hastasıydım. Simpsons da filmlere çok referans yapıyor. Çok film araştırıyordum oradan” dedi.

TARIK AKTAŞ: “FİLM İNSANIN DOĞASINI ANLAMA ÇABAM SONUCU DOĞDU”

Locarno Film Festivali’nde En İyi Yeni Yönetmen Ödülü’nü kazanan ve 30. Ankara Uluslararası Film Festivalinde Mahmut Tali Öngören En İyi İlk Film ödülünü kazanan    Nebula filmi yönetmeni Tarık Aktaş, BirGün gazetesinden Öykü Özfırat’a konuştu. Filmin insanın doğasını anlama çabası sonucu doğduğunu dile getiren Aktaş, “Doğaya yönelik geçmişten gelen ilgim ve doğanın insan doğasını aktarmak için en uygun yol olduğunu düşünmem beni bu iki kavramı bir arada ele almaya yöneltti” dedi.

ALİ VATANSEVER: “BU FİLMİN TEMEL OLARAK GÖSTERMEK İSTEDİĞİ ŞEY SAFLARIN NET OLMADIĞI”

Ankara Uluslararası Film Festivali’nde en iyi yönetmen ve en iyi kadın oyuncu (Saadet Işıl Aksoy) ödüllerini alan “Saf” filminin yönetmeni Ali Vatansever Evrensel gazetesinden Yağız Senem’e konuştu. Filmin göstermek istediği şeyin safların net olmadığı olduğunu vurgulayan Vatansever, “Ben hiçbir insanın tek bir kalıba tek bir düşünceye indirgenemeyeceğini düşünüyorum. Bu filmin iyi ve kötü karakterleri yok. Kamil ve Remziye de sütten çıkmış ak kaşık değiller. Tıpkı o müteahhit ve Remziye’nin patronu olan iş kadını gibi. Ancak bunların hepsi kapkara insanlar da değil. Mesela müteahhit baş sağlığı dilemek için Remziye’nin evine geliyor, ses tonundan samimiyeti anlaşılıyor ancak çıkarken de “Buralar değerlenecek” diyerek çantasında farklı ajandalar olduğunu gösteriyor.

Remziye’nin çalıştığı evdeki iş kadını genel olarak ona patronluk taslamamasına rağmen, “Sebze getirmiş miydin?” diye sorarak Remziye’nin rolünü hatırlatması da bence hayatın zenginliği. Hayat aslında gri tonlarda seyrediyor ve bu grileri tartışmak o kadar keyifli ki. Bu grilik kimi insanda iğreti uyandırır kimisinde ise bambaşka bir duygu. Bu filmde steriotiplere sıkışmamış karakterler bütününden bahsedebiliriz. Mesela ben o iğretinin ilk başta işçilerce hissedilmesini ancak filmin ikinci perdesi ile birlikte işçilere hak verilmesini beraberinde getiren bu karmaşık dünyaya izleyiciyi davet etmek istiyorum. Benim de şehre ve dünyaya karşı bir yargım var. Ama yapmaya çalıştığım şey bu yargıyı yansıtmaktan ziyade hayatın resmini çekmek. Yapmak istediğim şey gri alanların lezzetini insanlara göstermek” dedi.

 

  Yorum Ekle

  Yorumlar


   Bu haber henüz yorumlanmamış...

  Benzer Haberler


Copyright 2017 Anayurt Gazetesi
İletişim