Orhan SELEN
Ders alana üç öykü

11 Eylül 2019 Çarşamba

Selçuklu sultanlarından biri şiir yazmaya merak sarmış. Almış eline kağıdı kalemi.

Bir şeyler karalamış. Günlerce uğraşmış, didinmiş. Kendince bir küçük divan oluşturmuş. Devrin en ünlü şairini huzura davet etmiş. Ziyafetler hazırlanmış. Daha sonra padişah şaire kendisinin de şair olup olamayacağını sormuş. Ünlü şair şöyle bir iç çekip cevap vermiş.

- Olur tabii ki devletlum. İnsan istedikten ve uğraştıktan sonra neden olmasın.

Padişah çok sevinmiş. Hemen hizmetkarlara emir verip divanını getirtmiş ve şaire sunmuş.

-Bak hele bizim divanımız nasıldır?

Şair şöyle bir bakmış, okumuş ve padişaha

"Şurası eksik, burası fazlalık, şu beyitte kalıp bozulmuş, bu beyit anlaşılmıyor filan diyerek izahata başlayınca padişah kükremiş:

- Alın şu densizi ahıra kapatın aklı başına gelsin!

Hemen koşup ünlü şairi yaka paça sarayın ahırına kapatmışlar. Padişah gel zaman git zaman şairi ahırda unutmuş. Aradan üç yılı aşkın zaman geçmiş. Padişahın tekrar şairlik damarları kabarmış.

Uğraşmış, didinmiş bir küçük divan daha hazırlamış…

Adamlarına sormuş “Filan şair nerdedir?” diye.

Adamlar: "Siz onu ahıra kapattınız ya!" diyince çok üzülmüş.

“ Hemen getirin” deyip büyük bir ziyafet sofrası hazırlamış.

Hem kendini affettirmek hem de yeni divanını göstermek için şairi buyur etmiş.

Şair gelmiş üç yıldır ahırda tezek kokularının arasında sararıp solmuş. Zayıflamış.

Biraz da yaşlanmış. Padişah kendini affettirmek için helallik dilemiş. İhsanlarda bulunmuş. Ziyafetten sonra görevlilere işaret vererek divanını istemiş, hemen getirmişler. Şaire dönerek:                                                   

- Bak bakalım bu sefer nasıl olmuş?

Şair divanın kapağını açıp ilk şiire şöyle bir göz gezdirmiş.

Sonra kalkıp boynunu bükmüş ve:

"Padişahım ben ahıra gidiyorum, demiş.

 * *

Yaşını başını almış iki eski arkadaş hanımefendi yolda karşılaşmışlar.

Hal hatır sormuşlar.

Sıra çocuklarına gelmiş. “Senin oğlan nasıl, evlendi mi?” diye sormuş biri, “Evlendi” demiş öteki, “evlendi ama ah, sorma, öyle bir gelin çıktı ki, felâket!

“Sabahtan akşama çalışıyor, evde doğru dürüst yemek pişmiyor, yorgun olduğu zaman oğluma yemek pişirttiriyor.

Bazen sabah kahvaltısını bile oğlum hazırlıyor.

Ne dikiş var, ne ütü.

Bir kadın bulmuş, bütün işi ona yaptırtıyor. Evde prensesler gibi oturuyor, oğlum için özel hiçbir şey yapmıyor, çok üzgünüm, çok…”

“Vah vah” demiş arkadaşı, “peki kızın nasıl, o da evlendi mi?”…

“O da evlendi” demiş arkadaşı, “ama o çok mutlu, öyle iyi bir damadım var ki, kızımın elini sıcak sudan soğuk suya sokturmuyor.

Kızım çalıştığı için çok yoruluyor, çoğu akşam, yemekleri beraber pişiriyorlar, hatta bazen damadım hazırlıyor.

 İnanır mısın öyle iyi bir çocuk ki tatil günlerinde kahvaltısını kızımın yatağına götürüyor.

Bir kadın bulmuşlar, evin bütün işlerini o yapıyor, kızım evde hiç yorulmuyor, prensesler gibi oturuyor, kocası da ondan iş beklemiyor, çok memnunum, çooookkkk…

* *

Kocası devamlı iş seyahatlerinde olan bir kadın doğum yapar.

Kocasına müjdeyi vermek için mesaj yazar.

“Kocacığım bebeğimiz doğdu ama sütüm gelmediği için süt anne tuttum. Zenci bir kadındı işte bu yüzden bebeğimiz artık zenci”

Adam sevinçle müjdeyi annesine vermek için mesaj yazar:

“Anneciğim bebeğimiz doğdu. Annesinin sütü gelmediği için bir zenci kadına emzirtmiş.

O nedenle torunun zenci”

Adamın annesi hemen bir mesajla yanıt vermiş.

“ Oğlum seni doğurduğunda benim de sütüm gelmemişti. Ben de seni inek sütüyle büyütmüştüm. Şimdi neden bu kadar öküz olduğunu anladım”

  Yorum Ekle

  Yorumlar


   Bu haber henüz yorumlanmamış...


Copyright 2017 Anayurt Gazetesi
İletişim