Orhan SELEN
Tarihi ıskalamak

19 Temmuz 2019 Cuma

Galatasaray Lisesi için  ‘batıya açılan pencere’ denirdi.

 Nedense bir yerlere kapıdan girmektense pencereyi yeğlemek gibi garip bir huyumuz var. Bu yüzden amacımıza tam ulaşamıyor, ulaştığımızda ise her yerimiz toz toprak içinde, üstümüz başımız yırtık-sökük içinde kalıyoruz.

Tarihe yaklaşımımızda genellikle pencereden olduğu için yarı belimize kadar sarkmak gerekiyor ve doğal olarak arka bahçede olanları asla göremiyoruz.

Tarihe kapıyı kullanarak girsek ve neler olup bittiğini tam olarak öğrensek, geleceğimizi düzenlemek için daha doğru hareket etmiş oluruz.

 Osmanlı arşivlerinde yüz milyondan fazla belge var. Bunları tarih araştırmacılarına verip geçmişimizi tüm detaylarıyla öğrenmek yerine,  farelerin hizmetine sunup kağıtları kemirmelerini izliyoruz.

Fareler kağıtları değil tarihimizi kemiriyorlar.

 Dünyada kendi tarihine karşı bu kadar ilgisiz ve duyarsız kaç toplum vardır?

 Üstelik bizim tarihimiz insanlık tarihi üzerine kurulmuş, onunla bütünleşmiştir.

Hayallerimizi zorlayacak kadar çok zengin öğelere sahiptir.

 O zaman bizler neden böyle yavan kaldık?

Topkapı Müzesi müdürlüğe Prof. Dr. İlber Ortaylı getirilmişti.

Osmanlı tarihinin yaşandığı bir yeri aydınlığa çıkarmak için yapılacak en güzel atama.

Yeterli mi?

İlber Ortaylı’yı Topkapı Müzesinin başına getirdikten sonra gerekli kadro ve ödenek verilmezse yapılan işin adına adam harcamak denir.

İlber Ortaylı güzel işler yaptı ve yaptırdı ama kendisine bol sıfırlı bir bütçe ve yeterince uzman verilseydi tarihimizde aydınlanmadık bölüm kalmazdı.

Yaş sınırından emekli oldu.

İlber Ortaylı için özel yasa çıkarılmalı ve 100 yaşına kadar Topkapı Saray’ında kalması sağlanmalıydı.

Kendisine tapu müdürü muamelesi çektiler.

Dünya bizi izliyor ve gülüyor…

  Bursa’da, Osmangazi ilçesinin meydanında, Osmanlı Devletinin kurucusunun bir heykeli var.

Osman Gazi elinde bir kitapla gösteriliyor. Okuma yazma bilmeyen bir kişinin eline kitap tutuşturup heykelini yapmak tarihle alay etmektir.  Heykelin eline kılıç ver, topuz ver, gürz ver, tuğ ver  ama kitap veremezsin.

   Cumhuriyet kadrolarının, Osmanlı tarihini ellerinin tersleriyle iterek yeni bir tarih yaratma çabaları, toplumumuzda zaten pek sağlıklı olmayan geçmişi öğrenme bilincini en aza indirmiştir.

   Buna bazı tarihçilerin aşırı gayretkeşlikleri ile oluşturduğu uydurmalar da eklenince tarih iyice sevimsiz hale gelmiştir.

   Atatürk HATAY için;

  -Beş bin yıllık Türk yurdu başkalarının olamaz, derken, uyduruk tarih tezleri yaratan sözde tarihçilerin kendisine sundukları belgelere dayanmıştır.

  Bu gün, bu sözün gerçekliğinin araştırmasını kimse yapmıyor. Böyle bir irdelemeye gitmenin Atatürk’ü eleştirmek olacağı korkusu yürekleri kaplamış durumda. Oysa bu gibi konular irdelense, olmayan bulgularla tarih tezi yaratanların kofluğu ortaya çıkar. Atatürk’ün büyüklüğüne ise en küçük bir gölge düşmez.

   Bizim kuşak Sümerlerin yazıyı bulan ilk Türkler olduğunu okudu. Birçok aile bu nedenle çocuğunun adını SÜMER koydu. Hititlerin ETİ Türkleri olarak Anadolu’nun en eski uygarlıklarından birisi olduğu öğretildi. Bu yüzden ETİ soyadını alanlar oldu.

   Sonradan gerçekler gün ışığına çıktı ama kimse bu zırvaları ortaya atan ve yayanlardan hesap sormadı.

   En azından bunların tarihçi değil hokkabaz oldukları açıklanabilirdi.

   Yıllardır süren Ermeni soykırımı öyküleri ve suçlamaları da baştan savma karşı çıkışlarla savsaklandı.

 Bu gün uygarlık bayrağını ellerinde sallayan batılı ülkelerin çoğunun arka bahçelerinde birden fazla soykırıma eş katliam vardır.

Tarihe pencerenden bakarak bunları göremezsiniz.

Cezayir görür ve Fransa’dan hesap sorar ve bu çıkış Fransa’yı şoka sokar.

Gelin tüm bildiklerimizi unutup tarihin kapısından girelim.

Ön bahçeyi, yan bahçeleri ve arka bahçeyi dolaşalım.

Göreceksiniz daha bilinçli ve güçlü olacağız.

  Yorum Ekle

  Yorumlar


   Bu haber henüz yorumlanmamış...


Copyright 2017 Anayurt Gazetesi
İletişim